Yine bir deplasman macerası için yola düştük 10
Ekim sabahı. Bir taraftarın en karmaşık anlarıdır deplasman
yolculukları; hele ki olan ile olması istenen arasında uçurum
varsa… Biz de önce soru ve kafa karışıklığı ile Sabah
Ankara’dan çıktık yola , öğle saatlerinde Aksaray’a vardık;
sora sora stadı bulduk. Meğersem iki stad varmış 68 plakalı şehrimizde.
Birine KAPALI diyorlar, önce üstü kapalı zannettim(nasıl olur,
Ankara’da-İstanbul’da yok, 68'de var?) ama daha sonra
yerel bir gazetede gördüğüm kadarıyla, tribünlerinin tamamının
kapalı olması sebebiyle öyle diyorlar sanırım; yoksa…
Biz, eski stada oynadık maçı; yaklaşık 1000 kişilik kapalı bir
tribün ve 5-6 basamaklı bir açık tribünden oluşan Aksaray Stadı’nda,
100e yakın Demirsporlu vardı, Aksaraylılar kapalı tribünü doldurmuştu;
kapalıda Aksaray-Çarşı grubunun tamtamları bizim sesimizi bastırmaktaydı.
(Aksaray’ın renkleri siyah-beyaz olduğu için Çarşı ismi seçilmiş
olabilir!) Maçın
daha başında, bir kontra atakta, soldan gelen ortaya, top yere
inmekteyken Mustafa Diliçıkık ayağını soktu ve gol! Hemen birkaç
dakika sonra yine bir kontrada yine Diliçıkık'ın kafası direkten dışarı
çıktı; sonra da bir hava topu mücadelesinde ters düştü ve
sakatlanıp çıktı. Ardından defansa çekildi takım ve devre ortalarına
doğru -yan topa çıkmayan Bülent'in ikramıyla- Aksaray'ın beklenen
golü geldi,
İlk yarı sonunda, maç boyunca en hareketli
oyuncumuz olan Nasuh'un bir verkaç sonrasında kafayla önüne aldığı
topla içeri bindirmesinde, “verilmese de olur” denecek pozisyonda
hakem penaltıyı verdi, Aksaraylılar delirdi! Kadir "topu ve
kaleciyi ayrı köşelere gönderdi"...
İlk yarı 2-1 bitti ama sürekli defans yapan takım,
tat vermedi; ikinci yarı başında, Nasuh'un tarafından gelen-ki hep
ordan saldırdılar- ortayı uzaklaştıramadık ve altı pastaki
karambol, Aksaray’ın ikinci golünü doğurdu!
İkinci yarı hakem verdiği penaltının diyetini ödetti-saçma
sapan kararlar ve kartlarla Aksaray’ı cesaretlendirdi. Ancak, maç
boyunca -belki de alacakları primin etkisiyle- beklentimin üstünde
bir hareketlilikle oynayan Aksaray, maçtan düştü ve biz de yerinde
oyuncu değişiklikleriyle ağırlığımızı(?) hissettirmeye başladık,
15-20 dk.lık baskı golü getirdi; Fırat soldan taşıdığı topla
ortayı yaptı, Kadir kaleciden önce müdahale etti…O anda kendimizi
kaybettik…
Son dk.da bir
Aksaray atağında, hakem içerdeki faulü çizgi üstü sayıp serbest
vuruş verince derin bir oh çektik ama tam o sırada dışarıdan gelen
TAŞlardan biri ALP abinin KAFASINA isabet etti. (Tekrar geçmiş
olsun!) Maç 2-2 olduktan
sonra, Aksaraylılarla (aynı tribündeydik, arada polis vardı), Şimşekler
karşılıklı küfür mevzuundan birbirine girdi; taşta bu durumun
etkisi var.
Takım oyunu mümkün
olduğunca kanatlara taşıyarak bu konuda çalıştığını gösterdi;
Nasuh sağ tarafta etkiliydi ama savunmaya geri dönmekte zorlandı; Fırat
iyiler arasındaydı, Fatih goldeki hatası dışında iyiydi; son iki
haftanın başarılı oyuncusu Aydoğan ise çok etkisizdi; Kamil yine
beklenenin altındaydı, son hareketleri yapamadı. Mustafa Diliçıkık’ın
yerine giren Dursun etkisizdi, ancak ikinci yarıda oyuna giren K.İlhan
ve Ömer hareketli oyunlarıyla takıma canlılık kattılar.
Şenol’un ve
Ercan’ın takıma katılmasıyla daha iyi bir görünüm çizebileceğimizi
düşünüyorum. Nurettin Hoca’nın aşısınının tutması dileğiyle…
Yavuz
YILDIRIM
12/10/2004 Mavilacivert.Com |